Geri geldim, Gördüm ve Gidiyorum.

Sharing is caring!

Hayatı, hayatımı ve sorguladığım başka birçok şeyi kafamda gereksiz yere büyütüyorum, beynimin kontrolunu kaybetmiş bir tazmanya canavarı edasıyla oraya buraya saldırmasına artık hayır diyorum. Kendime yeni hedefler belirledim, belkide kalbime odaklanıp beynimin ortalıkta hunharca dolaşmasına başından izin vermeseydim yaşamazdım yaşadıklarımı. İnsanın kalbi ile beynini dengede tutması önemli tabi, gel gelelim yeri geldiğinde kalbime söz geçiremiyorum, bu genelde çok aşık olduğumda, sarhoş olduğumda yada duygusal durumlarda öne çıkan bir özellik. Daha çok kitap okuyorum, okumalıyım. Daha çok spor yapıyorum, yapmaya devam etmeliyim. İnsanlara duygularımla yaklaşıyorum, yaklaşmamalıyım.

Günün sonunda geride kalan tek şey güç bela birleştirdiğim parçalanmış kalbimin kalıntıları oluyor. Bir yerde okumuştum, insan hayatı boyunca en çok 3 kez aşık olabilir diye. Çocukluğumdan beri aşkın tanımını yapmaya çalıştım kendimce hep ve artık sanırım aşkın tanımını gerçekten buldum.

Aşk özel olan o kişiyi saçı yağlıyken veya dağınıkken, makyajlı veya makyajsızken, ağzı bozukken, kimsenin göremediği anlarda onu kendi haliyle gördüğünde, sen onun için iyi birşeyler yapmaya çalışırken senden nefret ettiğinde, onu anlamaya çalıştığında seni onu anlayamamakla veya yanlış anladığınla suçladığında, seni diri diri mezara gömdüğünü hissettiğin halde dur diyemediğinde, başkalarının önünde sana bok gibi davrandığı zamanlarda bile kalbinin onun için attığını hissetmen, o seni senin onu sevdiğin gibi sevmese de yine de onu sevmen demektir, koşulsuz sevgidir aşk karşılık beklemeden. Ve bazen siktir edildiğin halde ona kıyamamaktır, gözlerinin içine bakarak benim için bitti dediği zaman parçalanan kalbini umursamayan o kişiyi yine de sevebilmektir. Başından sonuna bencilce anlaşılmak isterken seni anlamak için tek bir çaba göstermeyen birini sevmektir aşk. Aşk şaşkın ördek yavrusuna dönmektir sevdiğin o kişi için ve aşk çok konuşmak isteyip tek kelime edememektir.

Peki Aşk nasıl biter?
O bitti dediğinde bitmez aşk, önce derinden kanar kalbin, o kadar derinden kanar ki hiçbir söz, hiçbir ilaç, hiçbir dilek, hiçbir niyet, hiçbir şey önemli değildir artık. Önem verdiğin tek şey gitmiştir çünkü hayatından, tek başına yansın diye elindeki herşeyini içine attığın kamp ateşinin alevlerinin döktüğü suyla sönüşünü izlemek, yükselen dumanını şoka dönmüş izlerken yaşlı gözlerle tekrar alevlendirmeye çalıştığın zaman biter. O arkasını dönmüş giderken kalan közlerle ısınmaya çalışmanın anlamsız olduğunu anladığında bitmiştir aşk. Ve aşk bittiğinde yapacak tek birşey vardır, orman yanmasın diye eline küreği alıp ısı veren son kömürlerin üstüne de toprak atmaktır, bunca zaman ikinizi de ısıtan o kamp ateşi şimdi kendini bile ısıtamıyordur. Aşk da o kamp ateşi gibi soğumuş, buz gibi olmuştur.

Bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum, sadece buz gibi olmuş, sönmüş kamp ateşinin başında biraz daha oturmam gerekli. Sonra kalkıp bende yoluma gideceğim.

Doğru veya yanlış ben anlamaya çalıştım, anlatmaktan yorulan belki anlamaya çalışsaydı,
ne ben anlamaya çalışmaktan, ne o anlatmaktan yorulacaktı.

Suçu yine de kendimde buluyorum, duygularıma fazla kapılıp kalbimin beni ele geçirmesine izin verdiğim için suçlu benim. Küçük bir çocuk gibi, aptal bir ördek gibi değil, sorumluluklarının farkında olan bir adam gibi davransaydım bu noktaya gelmeyecektim.

Sharing is caring!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir