2025’e Veda
2025,
Yılın bu son gününde seni tek bir cümleyle özetlemek kolay değil. Çünkü sen, bir “yıl” olmaktan çok, bir dizi kırılmaydın benim için. Günlerin takvimde sırayla ilerledi ama içimde bazı şeyler ilerlemedi; bazı şeyler olduğu yerde kaldı, bazı şeyler ise geri dönmemek üzere gitti.
Bu yıl bana şunu öğretti: Kaybın tek bir türü yok. Bazen bir insanı kaybedersin, bazen bir hissi. Bazen huzuru, bazen güveni. Bazen kendini; öyle bir kaybedersin ki, aynaya bakınca gördüğün yüz tanıdık gelir ama içindeki ses tanıdık gelmez “Ben böyle değildim” der. Ve çoğu zaman kayıp, yüksek sesle gelmez; usul usul, ağır ağır, alışkanlık gibi gelir, hissetmezsin bile.
Hasret, bu yılın en “sabit” duygusuydu. Bir şeyleri düzeltme isteğiyle, kabullenme zorunluluğu arasında sıkışıp kaldım. Bazı cümleleri içimde defalarca tekrar ettim; bazı cümleleri ise hiç kurmadım. Kuramadığım cümleler daha ağırdı. Susmak hiçbir zaman çözüm olmadı, konuşmam gereken yerlerde sustum, susmam gereken yerlerde konuştum.
Ama bir yandan da şunu fark ettim: İçimde hâlâ doğru bir taraf var. Yaratmaya, üretmeye, bir şeyleri “inşa etmeye” direnen bir taraf. Oyunlar, hikâyeler, karakterler, sahneler… Kimi günler bunlar bir kaçıştı benim için, kimi günler tutunma noktası. Kimi günler “başka bir galaksi” gibi parladı içimde; karanlığın ortasında bile bir ışık üretebildiğimi hatırlattı. Bazen hayatı değiştirmedi; ama beni, o an için hayatta tuttu. Bu bile az değil.

Döngüler…
Evet, 2025’in bir diğer yüzü de buydu. Aynı sorular, farklı günlerde tekrar geldi. Aynı duygular, başka kıyafetlerle kapımı çaldı. Ben de bir noktadan sonra şunu anladım: Döngü bitmiyorsa, ya ben dersimi alamamışımdır ya da hâlâ olaylara aynı açıdan bakıyorumdur. Bu yıl, her şeyin cevaplarını vermedi bana. Ama en azından bazı soruları doğru sormayı öğretti.
Şimdi yılın sonuna geldik. İnsan “veda” deyince, her şeyi temizce paketleyip rafa kaldırabileceğini sanıyor. O kadar basit değil. Bazı şeyler rafa kalkmıyor; içimizde yer değiştiriyor sadece. Bazı acılar küçülmüyor; biz genişliyoruz. Bazı boşluklar dolmuyor; biz o boşlukla yaşamayı öğreniyoruz.
O yüzden sana “iyi ki geldin” diyemedim, 2025. Ama “geldin ve geçti” diyebilirim. Ve belki de şu cümleyi kurabilirim: Ben hâlâ buradayım. Benden tüm aldıklarına rağmen, bana tüm yaşattıklarına rağmen, Buradayım.
Senden geriye kalan ne varsa; kayıplar, kırgınlıklar, kapanmayan defterler… Hepsini kabulleniyorum, benimsiyorum, inkâr etmiyorum. Sadece artık onları sırtımda taşımayı değil, önümde yürümeyi seçiyorum. Bazı şeylerin bitişi belki de gereklidir, bu da bir “kabul”dür.
“Tengri her sınavı geçmemiz için sunmaz, bazı sınavlar kaybetmek ve öğrenmek için vardır.”
Benim vedam da öyle.
Şimdi gidiyorsun.
Giderken senden bir ricam var 2025:
Benden aldıklarını geri verme. Bazı dersler acıysa bile, artık benim.
Yine de bende bıraktığın karanlığı da yanında götür. Çünkü 2026’ya girerken, büyük laflar etmek istemiyorum.
Sadece daha net olmak istiyorum. Daha az dağılmak. Daha az savrulmak. Daha çok kendime dönmek.
Sadece ve sadece ben olmak.
Hoşça kal 2025.
Seni affetmiyorum belki ama,
artık seni geride bırakıyorum.
